20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ BASIN AÇIKLAMASI

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan iç savaşlar sonucunda Dünya üzerindeki mülteci sayısı İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.

30 yılı aşkın süredir Afganistan’a ait olan “en çok mülteci gönderen ülke” titri beş yıldır savaşın pençesindeki Suriye’ye geçti. Suriye iç savaşının ürettiği mültecilerin çoğunluğu Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi ülkelerde misafir edilmelerinden dolayı Avrupa ve egemen ülkeler uzunca bir dönem bu sorunu görmezden geldi. 2015 yılından bu yana mültecilerin Avrupa’ya düzensiz hareketlenmeleri ile birlikte bu durum AB’nin özelliklede Almanya’nın sorunu haline geldi. Ancak sorunun çözümü için konuşulan her önlem, aslında mülteciliği doğuran sebepleri (savaş, kıtlık ve acıları) önlemek için değil mültecileri ve mülteci hareketlerini önlemek için karar altına alınmaktadır.

Savaşlar ve uygulanan zulüm, insanların göç etmelerinin en büyük iki nedeni arasında bulunuyor. Son yıllarda mülteci konumuna düşenlerin yarısından fazlası sırasıyla Afganistan, Somali, Suriye, Irak, Sudan’dan geliyor. Bu ülkelerin tamamının yoksul ve savaş altındaki Müslüman ülkeler olması dikkat çekicidir.  Bu durum mülteci meselesini İslam Dünyasının da kendi sorunu olarak görmesini gerektiriyor. Yine mültecilerin yarıdan fazlasını çocuklar, kalanın çoğunluğunu da kadınlar oluşturmaktadır. Bu ise mülteci krizinin insani boyutunun ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Refakatsiz çocukların kaybolduğu, insanların organ ve fuhuş mafyalarının elinde kurban edildiği bir insanlık dramı hepimizin gözleri önünde cereyan ediyor

Sığınma ve iltica konularında mültecilerin hakları savunan Uluslararası Mülteci Hakları Derneği ve aşağıda imzası bulunan bu konuda hassasiyet sahibi kurumlar olarak Dünya Mülteciler Gününde; kamuoyuyla, hükümetle ve siyasi partilerle aşağıdaki mesajları paylaşmak istiyoruz. 

  • Türkiye, Ürdün ve Lübnan, kapılarını toplam 4 milyonu aşkın Suriyeli mülteciye açmak ve onlara koruma sağlamakla uluslararası yükümlülüklerinin ötesinde bir insani çabayı 5 yılı aşkın süredir yerine getirmektedirler. Söz konusu ülkelerde bulunan yoğun mülteci nüfusun, insan onuruna yakışır bir yaşam elde etmesi konusunda hem maddi ve ekonomik yetersizlikler vardır, hem de mer’i hukuki mevzuat hükümleri mültecilere temel haklarını kullanarak yeni bir gelecek kurma imkanı tanımamaktadır. 
  • Ege ve Akdeniz’de batan ve batırılan şişme botlar, ölen yüzlerce, binlerce sığınmacı, sahile vuran cansız bedenlerin haberlerini okuyor, izliyoruz. Aylan bebeğin sahile vuran cansız vücudu tüm vicdanlı insanları derinden sarstı. Buna rağmen Aylan bebekten sonra yüzlerce bebek aynı şekilde adeta ölüme terkedildi. Bu ölümlerin önüne sığınmacıların durumunun değiştirilerek geçilebileceği kuşkusuzdur. Aksi takdirde daha çok çocuğun yaşamını yitirmesi ve ne yazıktır ki aynı zamanda vicdanlarımızın körelmesi ve bu acı gerçeğin insanlık olarak normalleşmesi veya normalleştirilmesi!  kaçınılmazdır. Bu sebeple bir kez daha söylemek gerekirse Avrupa başta olmak üzere Mülteci politikalarının tekrar gözden geçirilerek sadece insan ve insan hakları merkezli bir anlayış doğrultusunda güvenlik eksenli sınır politikalarının değiştirilmesi, Akdeniz ve Ege’de durdurulan arama- kurtarma çalışmaları yeniden başlatılması ve İnsan kaçakçıları ile aktif bir şekilde mücadele edilmesi gerekmektedir. 
  • Türkiye üzerinden tehlikeli yolculuklara çıkarak Avrupa’ya ulaşabilen mültecilerin sayısının hızla artması karşısında Avrupa Birliği kendi içinde ciddi görüş ayrılıklarına düşmüştür. Yunanistan’dan başlayarak, Makedonya, Sırbistan, Macaristan gibi ülkeler kabul edilemez, insanlık dışı yöntemlerle mültecileri topraklarına yaklaştırmamaya çalışmaktadırlar. Avrupa kendi insan hakları kriterleri ve evrensel değerlerini çiğnemekten, uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmekten vazgeçmelidir. Hatta en önemlisi tüm küresel güçler mülteciliğin en önemli sebebi olan savaşları durdurabilecek mekanizmaları etkin şekilde devreye sokmalı, silah satışlarıyla dünyayı yangın alanına çevirmekten vazgeçmelidir.
  • İltica ve göç alanında hizmet veren Sivil Toplum Kuruluşları olarak bizler, mültecileri sınır kapılarında durdurmak adına Türkiye ve AB liderleri arasında varılan uzlaşmanın yol açacağı katı uygulamalar ve insan hakları ihlalleri riskleri ile ilgili endişelerimizi dile getirdik, getiriyoruz. 

Avrupa’nın önceliği, mültecilerin güvenliğinin sağlanmasından ziyade Avrupa sınırlarının güvenliğinin sağlanması ve mümkün olduğunca az mültecinin Avrupa’ya ulaşmasını temin etmektir. Bu minvalde mültecileri siyasi ve ekonomik pazarlıkların parçası olarak değerlendiren zihniyetleri kınıyor ve nüfusunun %0,5’i kadar mülteci alan AB’nin elini daha fazla taşın altına sokmaya çağırıyoruz.

  • Avrupa’nın bir başka uygulaması da bütün engellemelere rağmen Avrupa’ya ulaşan mültecilerin geri gönderilmeleridir.  3 Milyona yakın Suriyeliyi barındırarak bütün Avrupa’dan daha fazla sorumluluk yüklenen Türkiye’nin “Geri Kabul Anlaşmasını” Avrupa’ya geçmiş olan Suriyeliler içinde uygulayarak bir de Avrupa tarafından gönderilecek olan Suriyelileri kabul etmesinin gerçekçi olmadığı açıktır. 

Öncelikle sığınmacıların AB üyesi ülkelere yasal yollardan iltica etmelerinin kolaylaştırılması ve bu yolların önü açılmalıdır.

  • Artan mülteci sayısı ve Daeş’in terör saldırıları sonucunda aşırı sağın İslamofobik ve mülteci karşıtı söylemlerinin Avrupa toplumlarından kabul görmeye başladığına şahit olmaktayız. Bu durum İslamofobinin yükselmesi ve Müslümanların ötekileştirilmesi sonucu daha fazla sayıda Avrupalı Müslümanın radikalleşmesi ve aşırı sağ söylemlerinin daha da kuvvetlenmesi sonuçlarını doğuracaktır.

Bu noktada Almanya ve AB, üye ülkelerin, mültecilerin paylaşımı noktasında dayanışma içinde olması gerektiği noktasında ciddi ise, mülteci yükünün büyük kısmını çeken sınır ülkelerini rahatlatacak adımların atılmasına ön ayak olarak Dublin Sisteminin reform edilmesi yolunu açmalıdır.

Mülteciler her ne kadar dünyanın gündeminde olsa da, mahallemizde, iş yerimizde, okulumuzda oldukları halde pek de görmediğimiz, duymadığımız ve anlamadığımız kişiler olarak yanı başımızda bir hayat sürmeye çabalıyorlar. Bu bildiriye imza koyan sivil toplum kuruluşları olarak mültecileri yardım edilecek zavallı insanlar olarak değil sadece savaş ve zulümden kaçmış sizler bizler gibi insanlar olarak görüyor ve onlarında ürettikleri, kazandıkları, sıcak bir yuvaya, gelecekle ilgili umutlara sahip oldukları, insana yakışır bir hayata kavuştuğu günleri görmeyi umut ediyoruz.Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

 

Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği

Mısır Haklar ve  Özgürlükler Dünya Derneğiİslam Medeniyet Derneği

Irak  Türkleri  Adalet ve Yardımlaşma Derneği  (Ityad)

Rabia Mısır Derneği

Suriye Nur Derneği

Suriye Türkmen Meclisi Derneği

Şam imari Derneği

Şam Alemler Derneği

Hit: 1259

Haberler